x
Ruhun Şifayla Buluştuğu Yer
Kargo Süresi 10 İş Günü
Peşin Fiyatına 3 Taksit
Yurt Dışı Kargo Gönderimi
Favoriye Ekle
Paylaş
Duygusal Yeme Bozukluğu-Apatit - 1Duygusal Yeme Bozukluğu-Apatit - 2Duygusal Yeme Bozukluğu-Apatit - 3

Duygusal Yeme Bozukluğu-Apatit

Ürün Kodu: T300:
1.440,00 TL
Daha Fazla Dizimler
KoleksiyonFiyat Alarmı

Mavi Apatit neydi? Nasıl düştü yeryüzüne? Adı Yunanca "apate" yani aldatmak kelimesinden geliyor. Çıktım bu taşın geçmişini, kökenini araştırmaya... Niye biliyor musun? Çünkü antik çağlarda o kadar büyüleyici, o kadar derin bir mavisi varmış ki, görenler onu safirle, turmalinle karıştırıp aldanırmış. Ama işin aslı öyle değil; bu taş aslında illüzyonları bozan, yalanları yıkan, gerçeği tüm çıplaklığıyla gözünün önüne seren gizli bir uyandırıcı.

Peki bu taşın bilimsel, topraktan gelen aslı nedir? Aslında kendisi bir kalsiyum fosfat mineralidir. Doğada hexagonal, yani altıgen prizmatik kristaller halinde, adeta bir sanat eseri gibi büyür. Madagascar'ın derinliklerinden Brezilya'ya, oradan da Kanada'nın buz gibi topraklarına kadar dünyanın farklı coğrafyalarında, magma kayalarının ve metamorfik taşların kalbinde oluşur. Sertlik skalasında derecesi tam 5'tir; yani öyle çok sert, kırılmaz bir taş değildir, narin davranılmayı, özen gösterilmeyi ister.

Gelelim bu formülün en can alıcı, en şifalı sırrına... Bu taş, kristal dünyasının en büyük otoritelerinin rehber kitaplarında da yazdığı gibi, doğrudan duygusal yeme bozukluklarına, açlık krizlerine ve o içimizdeki boşluğu yemekle doldurma çabamıza şifa olmak için vardır. Hani bazen kalbimiz kırılır, canımız sıkılır da mutfağa koşarız ya; işte bu mavi cevher, o anlarda devreye girer. Açlığı bastırır, metabolizmayı hızlandırır ama en önemlisi fiziksel değil, tamamen "duygusal" olan o sahte açlığı şifalandırır. Seni tüketen, bedenine zarar veren o yeme ataklarının ardındaki aslı astarı olmayan illüzyonları dağıtır. İçindeki o duygusal boşluğu yemekle değil, sevgiyle ve farkındalıkla doldurman için sana güç verir.

Biz her şeyi kelimelerle çözeriz sanırız ama hayır, önce o doğrunun içine doğması gerekir. Mavi Apatit hem boğaz çakranı hem de üçüncü gözünü öyle bir dengeler ki... İçindeki saklı doğruları korkusuzca, ama bir o kadar da zarafetle kelimelere dökmeni sağlar. Zihnindeki o gereksiz karmaşayı, kafa karışıklıklarını bir sis bulutu gibi dağıtır. Sana ilham verir, vizyon katar, hatta rüyalarını bile berraklaştırır.

Sen zihnindeki ve bedenindeki o sahte illüzyonlardan özgürleş ki, hayatın gerçek güzellikleri ve ilhamı sana aksın. Ama lütfen, kendi içine dönüp gerçeği görmekten, o duygusal açlığınla yüzleşmekten kaçıyorsan bu taşın sihirli bir değnek gibi her şeyi bir anda çözmesini bekleme. Benim her zaman önceliğim sensin. Bu taşın frekansından önce sen zihnini berraklaştıracaksın, kendi içindeki boşluğu kabul edip şifaya niyet edeceksin; sonra o taşın enerjisiyle hem bedenin hem ruhun hizalanacak. Sen o temiz enerjiye alan açarsan, hayatın en net ve en doğru şifasıyla dolar.

Bu taşın çokta güzel bir hikayesi var onuda anlatmak isterim sana..

Her şey, Olimpos Dağı’nın o kibirli ve öfkeli baş tanrısı Zeus’un intikam ateşiyle başladı. İnsanlar ateşi çalıp medeniyet kurunca, Zeus deliye döndü. Onları öyle bir cezalandırmalıydı ki, ceza aldıklarını bile anlamadan kendi sonlarını hazırlamalıydılar.

Hemen demir ve ateş tanrısı olan oğlu Hephaistos’u huzuruna çağırdı. "Bana öyle bir varlık yarat ki" dedi Zeus, "Görenin aklı başından gitsin, ona dokunmak için can atsınlar ama o, insanlığın en büyük yıkımı olsun." Hephaistos, kilden ve sudan, dünya güzeli ilk kadını, yani Pandora’yı şekillendirdi.

Zeus tüm tanrıları topladı ve herkes Pandora’ya bir hediye verdi. Güzellik tanrıçası Afrodit ona büyüleyici bir cazibe üfledi, haberci tanrı Hermes ona tatlı ve ikna edici bir dil verdi... Ama Zeus’un asıl planı başkaydı. O karanlık dehlizlerden, gecenin tanrıçası Nyx’in kızı olan Apate’yi, yani İllüzyon ve Aldatma Tanrıçası'nı çağırttı.

Zeus, Apate’nin gözlerinin içine bakarak sırıttı: "Sen bu kadının gölgesi olacaksın. İnsanlar acı çekerken senin o büyüleyici, kozmik mavi tülünle gözlerini boyayacaksın ki, gerçekleri göremeyip kendi yalanlarında uyusunlar." Ve Zeus, Pandora’ya evlilik hediyesi olarak o meşhur, üzeri mühürlerle kaplı gizemli kutuyu uzattı. Pandora’yı yeryüzüne gönderirken kulağına fısıldadı: "Bu benim sana babalık hediyemdir kızım. Ama ne pahasına olursa olsun, bu kutuyu asla açmayacaksın."

Zeus biliyordu; insanoğlunun ve Pandora’nın merakı o mühürleri sökecekti. Ve beklenen oldu... Pandora yeryüzüne indiğinde merakına yenik düştü, kutunun kapağını yavaşça araladı. O an kutudan simsiyah bir duman yükseldi; dünyadaki tüm hastalıklar, acılar, delilikler ve kederler çığlıklarla yeryüzüne saçıldı. İnsanlar neye uğradığını şaşırdı, acıdan darmadağın oldular.

İşte tam o kaosun ortasında, kutunun en dibinden, dumanların arasından o göz kamaştırıcı maviliğiyle Tanrıça Apate süzüldü. İnsanların o çaresizliğini görünce Zeus’un ona verdiği görevi hatırladı ve insanlığın arasına karışıp o tatlı, büyüleyici sesiyle fısıldadı: "Ağlamayın... Size öyle bir hediye vereceğim ki, gerçeğin o çirkin ve acıtan yüzünü bir daha asla görmeyeceksiniz."

Apate, kendi saçlarından kopardığı o derin, akıl çelen kozmik mavi tülü insanların gözünün önüne çekti. İnsanlar artık dünyaya o mavi tülün arkasından bakmaya başladılar. Acılarını görmezden geldiler, bitmiş, onları tüketen ilişkilerini harika sandılar, içlerindeki o derin ruhsal boşlukları sahte zevklerle doldurup her şey yolundaymış gibi davrandılar. İnsanlık, o kutunun getirdiği katı gerçeklerden kaçmak için kendi kendini kandırmanın o tatlı uykusuna daldı.

İşte antik çağın ezoterik bilgeleri, simyacıları toprağın altından bu taşa denk geldiklerinde, onun o göz alan, insanı adeta büyüleyip içine çeken rengini görünce durmuşlar. Demişler ki: "Bu taş, Tanrıça Apate’nin yeryüzünde katılaşmış gölgesidir. Zeus’un planıyla o kutudan çıkıp gözümüzü boyayan, bizi gerçeğin acısından korurken aslında bizi uyutan o mavi tülün ta kendisidir." Ve taşa onun adını vermişler: Apatit.

Ama işin en büyük mucizesi ve bu taşın asıl şifası nerede başlıyor biliyor musun? Evren zıtlıklarla çalışır. Bir şeyin zehri neredeyse, panzehiri de oradadır. Zeus’un intikam planıyla o kutudan çıkan Apate’nin taşı olan Mavi Apatit, tam tersi bir enerjiyle çalışıyor! O gözünün önüne çekilen, seni sahte rüyalarda uyutan o mavi tülü darmadağın etmek için geliyor. Hani diyorum ya hep; toksik ilişkini güzellemeye çalışmak, içindeki o kırık dökük yerleri, o duygusal boşluğu mutfağa koşup yemekle doldurmaya çalışarak kendini kandırmak... İşte bu taş, o tanrıların kurduğu oyunun illüzyonunu bozacak o sarsıcı gücü taşıyor içinde.

Sana sahte bir cennet vaat etmiyor; gözündeki o bağı söküp atıyor, seni kendi gerçeğinle, o en saf ve en güçlü halinle yüzleştiriyor. Seni o tatlı ama uyuşturucu uykudan uyandırıyor. Kendine söylediğin yalanlar bittiğinde, zihnindeki o sis bulutu dağıldığında geriye ne kalır? Saf vizyon, net bir zihin ve muazzam bir sezgi gücü... İşte o yüzden bu taş hem üçüncü gözünü hem boğaz çakranı açıyor.

Gördün mü arkasındaki o devasa senaryoyu? Tanrıların kıskançlığı, Zeus'un intikamı ve insanın o acılardan kaçmak için kendi içinde kurduğu sahte saraylar... İşte bu taş, o devasa illüzyonları yıkıp yerine gerçeğin şifasını koyan bir mitolojinin eseri. Şimdi bu taşı alanına alırken,  gerçeğin o asil enerjisiyle şifalanmaya hazır mısın, sen asıl onu söyle :)

Daha Fazla Dizimler
T-Soft 360 Logo T-SOFT E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır