Necef Taşı (Dürr-i Necef): Gökyüzünün Yağmuru, Toprağın Canlı Hafızası
Zamanı ve Suyu Kalbine Hapseden Canlı Bir Mucize
Necef taşı, yeryüzü ile gökyüzünün çölün kalbinde asırlarca süren o gizemli ve kutsal ortaklığının maddedeki tezahürüdür. Dünyada sadece Irak’ın kadim Necef bölgesindeki kutsal çöl topraklarında ve nehir yataklarında can bulur.
Bu kristali dünyadaki diğer tüm oluşumlardan ayıran en büyüleyici, en hayranlık uyandırıcı sır, gövdesinde sakladığı o canlı ruh, yani hapsolmuş sudur. Bölgeye nadiren yağan o bereketli yağmur suları, çölün altındaki saf silis katmanlarına sızarken asırlar süren bir kristalleşme süreci başlar. Taş milyonlarca yıl önce yavaş yavaş donup formunu alırken, o ilahi yağmur damlalarını kalbinin tam merkezine hapseder. Bilim dünyasının "Enhydro" dediği bu mucize sayesinde, Necef taşını elinize alıp ışığa doğru çevirdiğinizde, çağlar öncesine ait o saf su damlasının kristal odacık içinde hala canlı bir şekilde hareket ettiğini görürsünüz. O, sadece bir taş değil; içinde prehistorik bir yaşam pınarı, canlı bir evren saklayan kutsal bir zaman kapsülüdür.
Doğu kültüründe ve İslam tasavvufunda bu taşa boşuna "Dürr-i Necef" yani "Necef İncisi" denmemiştir. Tarih boyunca bu kristal, ruhu arındıran paha biçilemez bir manevi muhafız olarak kabul görmüştür. Büyük bilgelerin ve dervişlerin aktarımlarında, Necef taşının insana bakan yönünün tam bir rahmet kapısı olduğu belirtilir.
Kadim inanışa göre, bu saf kristale sadece sevgi ve hayranlıkla bakmak bile kalpteki sinsi vesveseleri eritir, zihne muazzam bir dinginlik verir. Antik çağlarda çöle düşen her kutsal yağmur damlasının ilahi bir iradeyle taşa dönüştüğüne inanılırdı. Halifeler, bilgeler ve dervişler, kalplerini dünyevi hırslardan uzak tutmak, zihinlerini her an uyanık ve berrak kılmak için bu saf ışığı yanlarında taşımışlardır. O, gücü kibirle değil, saf bir bilgelikle ve suyun sakinliğiyle yönetmek isteyenlerin kadim mühür taşıdır.
Necef taşı, kristaller aleminin en yüksek enerji amplifikatörüdür (frekans çoğaltıcı). Kalbinde hiçbir renk barındırmayan o tamamen şeffaf ve berrak yapısı, onun evrendeki tüm saf ışığı bir mercek gibi emip auranıza yansıtmasını sağlar. Doğrudan Taç Çakra (Sahasrara) sistemini göğe bağlarken, kalbinde mühürlediği o su elementi sayesinde bedendeki tüm enerji akışını bir nehir gibi akışkan hale getirir. Tüm çakraları hizalar ayrıca ve çok enterasndır normalde taşlar çakraları dengeler ama meridyenlere tam şifa sağlayamaz necef hem çakralara hem meridyenlere enerjisini işler çok enterasan çok büyülü bir taştır..
Eğer ruhsal olarak bir tıkanıklık yaşıyorsanız, yönünüzü kaybettiyseniz ve zihniniz kararsızlık dalgalarıyla bulanmışsa; Necef taşı auranızdaki tüm o gri sis perdesini ve elektromanyetik kirliliği saniyeler içinde dağıtır. O, enerjiyi sadece filtrelemez; aynı zamanda kendi içinizdeki gizli kalmış yetenekleri ve sezgileri en üst seviyeye çıkarır. Bilinci en yüksek noktaya taşıyan, ruhun kendi özünü görmesini sağlayan berrak bir aynadır.
Tasavvuf ehli ve batıni alimler bu kristali iki çok güçlü ayetin maddedeki tecellisi olarak kabul ederler. İlki, Nur Suresi 35. Ayette geçen ve "inci gibi parlayan yıldız" anlamına gelen “kaukabun durriyyun” ifadesidir. Kalbinde hiçbir leke barındırmayan, ışığı kusursuzca yansıtan bu saf kristalin frekansı, o ilahi ışık ayetinin enerjisinden beslenir. İkincisi ise Enbiya Suresi 30. Ayette buyrulan "Biz her canlı şeyi sudan yarattık" sırrıdır. Necef’in kalbinde sakladığı ve milyonlarca yıl öncesine ait o hareket eden su damlası, bu ayetin madde dünyasındaki canlı bir mührüdür.
Bu mukaddes kristalin pek bilinmeyen öyle sırlar dünyası vardır ki, bilimi bile hayretler içinde bırakır. Mesela Necef, iş makineleriyle ya da derin maden ocakları kazılarak çıkarılmaz. Necef çölüne yüzyılda birkaç kez yağan o hırçın, şiddetli sel ve yağmurlardan sonra toprak adeta bir doğum sancısı çeker. Yağmur bittiğinde, sel suları çekildiğinde çölün kumları arasından bu kristaller kendi kendine yüzeye çıkar. Yerliler çöle çıkarak doğanın kendi rızasıyla sunduğu bu ışık parçalarını elleriyle, incitmeden toplarlar. Üstelik üzerindeki o kusursuz pürüzsüzlük laboratuvarlarda yapılmaz; yüzeyde kaldıkları süre boyunca çölün amansız kum fırtınaları tarafından binlerce yıl boyunca doğal olarak zımparalanır. Yani onun üzerindeki cila, rüzgarın ve kumun taşa aşkla attığı kadim bir imzadır.
Kalbinde gördüğün o hareket eden su ise dünyadaki en izole, en saf sudur. O su donup o odacığa hapsolduğunda dünyada henüz ilk insan bile nefes almıyordu. İçindeki sıvı, dünyanın milyonlarca yıl önceki el değmemiş atmosferinin canlı şahididir, yaşayan bir zaman kapsülüdür. Çevredeki tüm radyasyonu ve negatif dalgaları emip kendi içindeki o kadim su odacığı sayesinde anında nötre dönüştürür. Necef, kalbindeki su elementiyle o negatifi yıkar, temizler ve saf bir ışık olarak auranıza geri iade eder. O içeride canlı bir dünya, zamansız bir hafıza taşır.
Sadece 2 tane var biri bende diğeri alan kişide olacak :) ruh kardeşliği nişanemizde olacak ayrıca :)
Şifa olsun kime gidecek çok merak ediyorum..
















