Kimimiz şifayı kitaplardan öğrendik, kimimiz yaralarımızdan.
Kimimiz bir sevdanın içinde yandık; içimizdeki Leyla uyandı.
Kimimiz bir Leyla’nın peşinde kendi hakikatini arayan Mecnun olduk.
Kimimiz sevdiğimiz birini toprağa verdikten sonra başka bir insan olarak kalktık yerimizden.
Kimimiz ölümün kıyısından dönüp hayatı ilk kez gerçekten görmeye başladık.
Kimimiz çocukken hissettiğimiz şeyleri kimseye anlatamadık.
Bir eve girdik, içimiz daraldı. Bir insanın gözlerine baktık, söylemediğini duyduk. Bir gece gördüğümüz rüya, aylar sonra karşımıza hakikat olarak çıktı.
Kimimiz “fazla hassasım” sandık.
Kimimiz “neden herkes gibi değilim?” diye kendimize kızdık.
Oysa bazen insanın en büyük yarası, şifasının kapısını saklar.
Sırr-ı Şifa, o kapının eşiğinde duranlar için doğdu.
Bu bilekliğin niyeti sana dışarıdan bir güç vermek değil.
İçinde zaten bulunan fakat hayatın gürültüsü, korkular, acılar, travmalar ya da yıllarca kendini bastırman yüzünden uykuya çekilmiş olan şifacı yanını hatırlatmak.
-Sezgilerini kuvvetlendirmek.
-Hissedişini derinleştirmek.
-Algılarını açmak.
-Manevi gücünün farkına varmana eşlik etmek.
Ama benim için şifacılığın uyanması yalnızca “daha çok görmek” ya da “daha çok hissetmek” değildir.
Çünkü ışık arayan insanın, gölgesini de tanıması gerekir.
Manevi yolculukta her his rahmani değildir. Her kapının ardında hayır yoktur. Her enerji senin değildir. İnsan algıları açıldıkça kendisine ait olmayan yükleri üzerine alabilir, parazit etkilerden yorulabilir, korkularıyla sezgilerini birbirine karıştırabilir.
Ve bazen bundan daha tehlikelisi olur:
İnsan gücü tattığında, kendisini gücün sahibi sanabilir...
İşte Sırr-ı Şifa tam burada bir zırha dönüşür.
Şifacılığının uyanmasını desteklerken enerji alanında korunma, merkezde kalma ve ayırt etme niyeti taşır. Rahmani olanla bağın kuvvetlenirken yanıltıcı olana karşı daha bilinçli kalmayı; parazit ve ağır enerjiler karşısında alanını muhafaza etmeyi; manevi güç arttıkça egonun değil, kalbin büyümesini hatırlatır.
Çünkü gerçek şifacı “Ben güçlüyüm.” diye dolaşan değildir.
-Bazen herkesten daha fazla hissedip yine de susabilendir.
-Bazen yapabileceği hâlde müdahale etmeyendir.
-Bazen bildiği hâlde kibirlenmeyendir.
-Bazen karşısındakine şifa olmadan önce kendi karanlığına kandil yakandır.
Sırr-ı Şifa’nın sırrı da burada.
Bu bileklik hazır hazırlanıp raftan alınmaz.
Önce seni tanırım.
İsmin, soyismin ve doğum haritan incelenir.
Hangi tarafının güçlenmeye, hangi tarafının dengelenmeye, hangi alanının korunmaya ihtiyacı olduğuna göre doğal taşların seçilir.
Bu nedenle başka birinin Sırr-ı Şifa’sını sana hazırlayamam.
Seninkini de başka birine.
Her çalışma bir kez doğar.
Ve dünyada yalnızca sahibinde bulunur.
Belki senin Sırr-ı Şifa’n daha fazla korunmayı çağıracak.
Belki sezgilerini.
Belki manevi cesaretini.
Belki de yıllardır üstünü örttüğün o derin hissedişi…
Ama niyet hep aynı yerde buluşacak:
İçindeki şifacı uyansın.
Algın açılsın ama yolun şaşmasın.
Hislerin kuvvetlensin ama sana ait olmayanı yüklenme.
Manevi gücün büyüsün ama egon senden büyük olmasın.
Işığın artsın ama karanlığı tanımadan ona teslim olma.
Çünkü şifa bazen bir yeteneğin ortaya çıkması değildir.
Bazen yıllarca başına neden geldiğini anlayamadığın şeylerin bir gün aynı noktada birleşmesidir.
Acının merhamete,
kaybın bilgeliğe,
yalnızlığın sezgiye,
kırılmışlığın şifaya dönüşmesidir.
Ve insan o gün anlar:
Meğer bütün yol, kendisine dönüyormuş.
Belki içindeki şifacı çoktan uyandı.
Belki yalnızca senin onu fark etmeni bekliyor.
Sırr-ı Şifa; içinde taşıdığın şifacıyı uyandırmak, manevi gücünü dengede tutmak ve yol boyunca kendi ışığını koruyabilmek için sadece senin için hazırlanacak..
Dipnot; görsel temsilidir herkesinki kendine özel hazırlanacağı için :)











